Muhtemelen "gökyüzü" denmesinin sebebi, o hayalperest öğrencilerin Mart ayının stresli ders saatlerini görmezden gelip pencereden dışarı bakarak, zihinlerinin serbestçe dolaşmasına ve güneşli yaz günlerini düşünmelerine izin vermeleridir.
Ve elbette, bu kendine özgü yaz gökyüzü, diğer mevsimlerin gökyüzünden tamamen farklıdır. Orada, yeni yeni çiçek açmaya başlayan canlı kırmızı-turuncu alev ağaçları kümeleri; yeşil yaprakların altında durmadan öten cırcır böcekleri; ve dokunmuş ipek gibi altın sarısı güneş ışığıyla dolu bir gökyüzü bulacaksınız...
Sınıfta, arka sıralardaki öğrenciler bir süre etrafa şüpheyle bakındıktan sonra, gizlice kitaplarını kenara koydular, yüzlerini sakladılar ve sıralarının çekmecelerinden hazırladıkları yeşil mango ve acı biber tuzu dolu poşeti aldılar. Ön sıralardaki arkadaşları onlara şöyle bir baktılar ama öğretmene söylemeye cesaret edemediler; sadece bir kerecik de olsa yer değiştirebilmeyi, öğrenci hayatlarına biraz yaramazlık ve romantizm katabilmeyi dilediler.
Yılın son günlerinde ön ve arka sıralar arasındaki mesafe çok büyük görünür, çünkü arka sıralarda oturan "yetenekli" öğrencilerin çoğu, uzun bir süre inzivaya çekilmiş gibi saklandıktan ve soruları cevaplamaya üşendikten sonra, öğretmenlerin kontrollerinin hedefi haline gelmiştir. Sınıfın arkasındaki rahat yerleri aniden öne taşınırken, ön sıralardakiler de bir kez olsun arka sıralarda oturmanın keyfini çıkarır. Çekmecelerine uzanırlar; cepler yok olmuştur, sadece unutulmuş imza defterleri kalmıştır. Merakla defteri açarlar ve arka sıradaki öğrencinin düzgün ve güzel bir el yazısıyla yazma yeteneğine sahip olduğunu görünce şaşırırlar. Öğrencinin el yazısı belli bir yuvarlaklık ve olgunlaşmamışlık içerir, cümleler biraz tereddütlüdür, özlü ve açık değildir, ancak nostalji doludur.

Defteri kapatıp arka sıradaki pencereden dışarı baktığımda, rüya gibi bir manzara görüyorum. Alev ağacının canlı yeşil çiçekleri, yuvarlak ve eşit aralıklarla dizilmiş halde, açan çiçeklerin koyu kırmızısıyla karışıyor. Sanki tek bir çiçek kümesi hem bugünü hem de geleceği kapsıyor, iç içe geçmiş ve birbirine dolanmış halde, bize doğanın basit yasalarını hatırlatıyor. Sanki pencerenin dışında koca bir okul yılının gözümün önünden geçtiğini görebiliyormuşum gibi, içimden kısa bir ürperti geçiyor. Sınıfa girip arkadaş edindiğim andan, canlı derslere ve hatta sınav kaygılarına kadar her şey hızla geçti. Arkadaşlarım hala etrafımda oturuyor ve öğretmen yeni dersleri anlatıyor olsa da, bir şeyler farklı geliyor. Acaba dışarıdaki pencere bana yazı hatırlattığı için mi, cırcır böcekleri zamanın geçişini haber verdiği için mi, yoksa aniden zamanın penceremin içinde çerçevelendiğini fark ettiğim için mi? Açıklanamaz bir durum, yine de içimde bir hüzün hissediyorum, tıpkı Xuan Dieu'nun şiirindeki şu iki dize gibi: "Bugün gökyüzü aydınlık ve yüksek / Üzgünüm, neden üzgün olduğumu anlamıyorum."
Zaman her zaman ilerler, dört mevsim boyunca amansızca değişir, bazen insan dikkatsizliğine rağmen. Sayısız yaza şahit oldum, sayısız değişim gördüm ve her gördüğümde, bir aşinalık ve nostalji duygusu uyandırıyorlar. Mor mürekkebin, beyaz gömleklerin, mavi pantolonların ve kırmızı alev çiçeği kümelerinin olduğu bir zamanı hatırlıyorum. Üzüntülerin bir anda yok olduğu, kaygısız bir zamandı.
Gençlik günlerimize tutunamayacağımızı bilsek de, yaz gökyüzüyle her karşılaştığımızda içimizde kalan nostalji ve özlem, kalplerimizi hüzünle dolduruyor ve geri dönme arzusunu uyandırıyor...
Kaynak: https://baogialai.com.vn/khung-troi-mua-ha-post316367.html







